ABD kalpgâhtan kuşağa geriledi

Çin ve Rusya ittifak yaptı; yanlarına Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini de aldılar ve Şangay İş Birliği Örgütü’nü kurdular. Bu ittifakın ilk işi ABD’yi önce Özbekistan’dan ardından da Kırgızistan’dan kovmak oldu. Ve ABD en sonunda 20 yıllık işgalin ardından Afganistan’dan da çekilmek zorunda kaldı. Yani ABD kalpgâhtan çıkmak ve kuşağa gerilemek zorunda kaldı.

Soğuk Savaş boyunca Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni (SSCB) geniş bir kuşakla çevreleyen Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bu ülkenin dağılmasıyla esas hedefine ilerleme şansı yakalamış oldu.

Doğu Avrupa ülkeleri ile SSCB’den kopan ülkeleri aşama aşama Batı kampına dahil eden ABD, böylece Rusya’yı çevrelemeyi daraltmış, daha iç bir kuşakla çevrelemeye başlamıştı.

ABD aynı dönemde Orta Asya’ya da girmeye çalıştı; böylece hem eski rakibi Rusya’nın ama ondan daha önemlisi yeni rakibi Çin’in dibine yerleşmiş olacaktı.

Soğuk Savaş boyunca SSCB’yi çevrelemede “yeşil kuşak” projesi içinde kilit bir öneme sahip olan Türkiye, bu yeni dönemde de ABD adına rol alacaktı: Bir ucu FETÖ’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde eğitim seferberliğine soyundurulması, diğer ucu da Türkiye-Kafkasya-Orta Asya hattında bir Turan hedefi belirlemekti.

Amerikan yüzyılı hayali 

Ünlü ABD’li strateji uzmanı Zbigniew Brzesinksi artık tabloyu şöyle niteliyordu ünlü kitabı Büyük Satranç Tahtası’nda: “Artık, Avrasyalı olmayan bir güç (yani ABD) Avrasya’daki üstün güçtür ve ABD’nin küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hakimiyetinin ne kadar süre ve ne kadar etkili sürdürüldüğüne bağlıdır.”

ABD 21. yüzyılı “Amerikan yüzyılı” ilan etmişti ve Avrasya kıtasına, dolayısıyla da dünyaya sonsuza kadar egemen olacaktı. ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama “tarihin sonu”nun geldiğini ilan etmişti; ABD’nin kapitalist sistemi tarihin sonuydu.

ABD bu hedefle 2001’de Avrasya’nın kalbine, Afganistan’a girdi; Özbekistan ve Kırgızistan’da üsler açtı.

Ünlü Jeopolitikçi Harold Mackinder’in teorisi gerçekleşiyordu: “Doğu Avrupa’ya hükmeden, kalpgâha hükmeder; kalpgâha hükmeden dünya adasına hükmeder; dünya adasına hükmeden dünyaya hükmeder.”

Yani Doğu Avrupa’ya hükmeden ABD, Orta Asya’ya hükmederdi; Orta Asya’ya hükmeden ABD Avrasya’ya hükmederdi; Avrasya’ya hükmeden ABD dünyaya hükmederdi…

Ancak…

Çin-Rusya ittifakı

İşler hiç de ABD’nin istediği gibi gitmedi.

Tam da Brzesinki’nin Büyük Satranç Tahtası’nda öngördüğü oldu: “Eğer ABD’nin üstünlük sağladığı orta alan (Rusya), Batı’nın (Avrupa) giderek genişleyen yörüngesine çekilebilir, güney bölgesi (Orta Doğu) tek bir oyuncunun hakimiyetine tabi olmaz ve doğu (Çin), ABD’yi deniz üslerinden çıkartacak şekilde birleşmezse, ABD’nin egemen olduğu söylenebilir. Fakat orta alan (Rusya) Batı’yı (Avrupa) reddeder ve iddialı, tek ve bağımsız bir mevcudiyet olursa ve güneyi (Orta Doğu) kontrol eder ya da doğulu esas oyuncularla (Çin) bir ittifak kurarsa, o zaman ABD’nin Avrasya’daki üstünlüğü bariz biçimde azalır.”

Böyle oldu: Çin ve Rusya ittifak yaptı; yanlarına Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini de aldılar ve Şangay İş Birliği Örgütü’nü kurdular. Bu ittifakın ilk işi ABD’yi önce Özbekistan’dan ardından da Kırgızistan’dan kovmak oldu.

ABD, 2005 yılında Özbekistan’daki Hanabad Üssü’nü, 2014 yılında da Kırgızistan’daki Manas Üssü’nü boşaltmak zorunda kaldı.

Ve ABD en sonunda 20 yıllık işgalin ardından Afganistan’dan da çekilmek zorunda kaldı.

Yani ABD kalpgâhtan çıkmak ve kuşağa gerilemek zorunda kaldı.

İşte asıl büyük küresel mücadele ve sonucu budur.

ABD’nin müttefeklerine liderlik sorunu 

ABD şimdi iki kuşaktan, Rusya’yı batısından çevreleyen Baltık-Doğu Avrupa-Ukrayna hattından ve Çin’i çevreleyen güney kuşaktan Avrasya’yı zorlayacak.

Fakat artık şöyle bir problemi var: Joe Biden, Donald Trump’tan farklı olarak, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle ilişkilerini yeniden düzeltme ve onlara liderlik ederek ittifak halinde Rusya ve Çin’e yönelme programına sahipti.

Ancak ABD’nin Afganistan yenilgisi ve büyük yara alan imajı, Avrupa başta müttefiklerine liderlik edebilme yeteneğini zora soktu.

Öyle ki, ABD’nin Taiwan’ı Çin karşısında yalnız bırakabileceği de, Doğu Avrupa’daki müttefiklerine verdiği sözleri tutamayabileceği de ve Orta Doğu’daki araçlarını koruyamayabileceği de artık analistlerinin üzerinde durduğu yeni konular olmaya başladı…

Taliban tartışmasından ziyade asıl odaklanmamız gereken, işte bu büyük tablodaki olağanüstü değişimdir.

Mehmet Ali Güller/CRI

Previous Article

John Pilger Taliban’ı anlatıyor... Taliban: Made ın USA

Next Article

Afganistan'daki mağlubiyet Amerikan çağının sonuna mı işaret ediyor?

Related Posts