6 kişinin ölümünü izledim, Amerika’nın idam cezasını kaldırma zamanı geldi

6 kişinin gözlerimin önünde ölmesini izledim. İnsan olarak hepsini iyi tanıyordum. Hiçbirinin ölümcül bir hastalığı yoktu, sadece ABD hükümeti onları…

6 kişinin gözlerimin önünde ölmesini izledim. İnsan olarak hepsini iyi tanıyordum. Hiçbirinin ölümcül bir hastalığı yoktu, sadece ABD hükümeti onları ölüme mahkum etmişti.

İkisi gaz odasında, Zyklon B’yle öldü: Yahudi Soykırımı’nda da kullanılan siyanüre verilen rezil isim. İkisi, 2400 voltluk elektrik kafataslarından ayak bileklerine kadar akarken elektrikli sandalyede öldü. Açık bir şekilde birini öldürmenin akla gelebilecek en vahşi yolu. İkisiyse, zehirli iğnenin yapılacağı sedyede aldatıcı ama nahoş bir şekilde öldü. İkinci iğne, tanıklar ölen kişinin acı çekişini izlememesi için onu felç etsin diye yapılmıyorsa, neden yapılsın?

1978’de idam cezasına karşı mücadele etmek için ABD’ye gittim. Ömrümü idama karşı çıkarak geçirdim. Birileri bana idamlara karşı en güçlü argümanın ne olduğunu düşündüğümü sorduğunda, onlara yanlış soruyu sorduklarını söylüyorum: Elbette caydırıcı olmaması; elbette grotesk bir para israfı olması; elbette hepimizin “hata” yapabileceği (ben bile masum birinin, Edward Earl Johnson’ın idamına neden oldum, ölümü BBC belgeseli Fourteen Days in May’de [Mayısta 14 Gün] ebedileşti); elbette insanları öldürmenin yanlış olduğunu göstermek için (bizce) insanları öldüren birini öldürmemizin ironik olması.

O halde sorulması gereken soru, neden birilerini idam etmemiz gerekiyor olmalı. Ne zaman bir insanın ölümünü izlediysem bu gece yarısında, karanlığın derinliklerinde yapılıyordu çünkü aslında kendimizden utanıyoruz. Her seferinde o ürkütücü, korkunç odadan çıkıp yıldızlara baktım. Kendime şunu sordum:

Bu korkunç olay gerçekten dünyayı daha iyi, daha medeni bir yer haline getirdi mi?

Nihayetinde yargıç, her zaman tarih kitapları oluyor. Tarih kitaplarının, cadı olduğuna ikna olduğumuz kadınları kazığa bağlayıp yakmamız gerektiğiyle ilgili eski inançlarımıza hoşgörüyle yaklaştığı söylenemez. “İdam protokolümüz” dahilinde nefret sunağına yatırdığımız bir insanı tören eşliğinde kurban etmemiz gerektiğini düşünen ahmak barbarları da kahraman ilan etmeyecekler.

40 yıldan uzun bir süre önce idam cezasıyla savaşılan meydana ilk adımımı attığımda, dünyanın bu 40 yıl içinde aklını başına toplayacağını sanmıştım. Başka bir ahlaki hayali düşmana karşı savaşmak zorunda kalacağımı düşünüyordum. Yanılmışım. Ve rakamlar da bana gelecekten korkmam gerektiğini söylüyor.

Elbette en sonunda kazanacağız ama şu anda ABD’de ölüm sırasında bekleyen 2500’den fazla kişi var ve onları yılda 20 kişiden az olacak şekilde öldürüyoruz. Bu hızla gidersek hepsini öldürmek başka idam cezası vermesek bile 125 yıl alacak. ABD hapishanelerindeki beklenen yaşam süresi bunun gerçekdışı olduğunu ortaya koyuyor.

Beni ürperten başka rakamlar da var. Birincisi 6 rakamı. ABD Yüksek Mahkemesi’nin en az 6 üyesi idamın eyaletlerin hakkı olduğunu düşünüyor ve bu hak tahminen ABD Anayasası’nın 10. Ek Maddesi’nce korunuyor: Anayasanın Amerika Birleşik Devletleri’ni görevlendirmediği ya da eyaletlere yasaklamadığı yetkiler, sırasıyla eyaletlere ya da halka aittir. Başkan Donald Trump, (yönetici dinozor olarak boşa çırpındığı son günlerinde) 13 kişiyi öldürmeye karar verdiğinde, federal mahkeme her seferinde yürütmeyi durdurma kararı alırken, “Yüksek Mahkeme Altılısı” bu kararları bozdu. 13 kişinin tamamı öldürüldü: Zihinsel engelli bir mahkum, travma geçirmiş bir kadın ve masumiyetini savunan bir adam.

Yani bu, şu anlama geliyor: Kırılgan bir baraj idamları uzun bir süre geciktirmiş olsa da “altılı” son zamanların baraj yıkıcısıydı. Kariyerim devam ederken her şey tersine döndü. 1972’de Yüksek Mahkeme ulusun önündeydi. Furman’a karşı Georgia davasında, mahkeme idam cezasını temelli olarak kaldırmaya çalıştı ama halkın şiddetli tepkisi, bu fikri tereddütle ortaya atan yaşlı beyaz adamlara baskın çıktı. O zamandan bu yana dünya değişti. Amerikan halkı infazlara her zamankinden daha fazla karşı çıkıyor fakat gerici mahkeme aksi yönde karar veriyor.

İdam cezasını nihayetinde kaldıracağız, benim ömrüm yetmese bile ben öldükten kısa süre sonra. İdamı savunanlar da tarihin utanç salonunda Caligula ve Medici’ye katılacak. Ama biz oraya varmadan önce kaç kişinin ölmesi gerekiyor?

Previous Article

ABD ile Yunanistan arasında imzalanan Savunma İşbirliği Anlaşması neler içeriyor?

Next Article

Japon Denizi’nde ABD destroyerinin Rusya sınırını geçme girişimi engellendi

Related Posts